BİLGİ KİRLİLİĞİNİN KYOTOSU

yoğun bilgi bombardımanında ilk sığınağınız biz olalım. İşiniz mağaradaki gölgeler değilse, doğru adrestesiniz...

Yorumlarınızı bekliyoruz....

20 Ocak 2009 Salı

En ‘genç’ üyesinin ağzından Encümen-i Daniş

‘Otuz kişiyiz ama’ diyor Murat Sökmenoğlu; “Hiç kişi bir araya gelemiyoruz. En fazla 19-20 kişi, herkes yaşlı, hasta. Düşünün ki en genç üye benim, 63 yaşındayım”.MHP’den Meclis Başkan Vekilliği yapmış Murat Sökmenoğlu, Ergenekon soruşturması vesilesiyle Encümen-i Dâniş grubu hakkında yapılan yayınlara tepkili: “Yalan yanlış her şey yazıldı” diyor. Biri kalkıyor Kâmran İnan’ı bize üye yapıyor, ‘İşte hükümeti devireceklerini söylüyorlar’ diyor. Diğeri ‘Bedrettin Dalan sekreterleriymiş, Ergenekon’dan aranıyor’ diye akıl yürütüyor. İkisi de üyemiz değil. Belki onlar da başka konuşma grubunun üyeleri. Mesela Kâmran beyin Ankara’da ‘Nenehatun 4’ diye bir grubu var. Yine Ankara’da Parlamenterler Birliği, Başkent grupları var. İstanbul’da Mabeyn lokantasında buluşan grubu, Filizli Köşk grubu var. Çoğu emekli olmuş, yaşını başını almış insanlar oturup yurt, dünya meselelerini konuşuyor. Ne var bunda? Konuşan herkesi hedef yaparsanız ortada adam kalmaz.”1938’de Hatay Türkiye’ye katılmadan önce Hatay Cumhurbaşkanı olan Tayfur Sökmen’in oğlu olan Sökmenoğlu ‘Her şeyi anlatayım, isterseniz yazın” diyerek devam ediyor:
“Rahmetli babam 1954’de mebusluğu bıraktıktan sonra 5-6 arkadaşıyla haftada bir çay sohbetleri yapmaya başladı. Dikkatinizi çekerim, ‘Milliyetçiler Derneği’ni bunlar kapattırdı’ diyorlar. Dernek 1953 başında kapatılmış, bu sohbet grubu 1954 sonuna doğru kurulmuş. İlk başta Fevzi Çakmak, Fahrettin Altay, Rauf Orbay gibi Cumhuriyeti kuran kadro bir araya gelenler. Sonra Nihat Erim’den tutun, Sadi Irmak’a Ahmet Faik Barutçu’dan Ferit Melen’e ebediyete intikal etmiş 103 üyesi olmuş.
“Osmanlı’dan devam ediyor demeleri tamamen yakıştırma. Adı Osmanlıca Encümen-i Dâniş, yani Danışmanlar Komisyonu diye bu yakıştırmayı yapıyorlar. Bunun Osmanlı’nın 1851’de kurduğu komisyon ile hiç ilgisi yok. Zaten o ismi de 1974’de gruba katıldığında rahmetli Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk koydu.”
“Nereden biliyorsun?” derseniz, oradaydım. Çünkü başta bu grup, daha küçükken bizim Suadiye’deki iki katlı evimizde toplanırdı; 15 yaşımdan beri ben de toplantılar evimizde yapıldığında büyüklerime hizmet ederdim. 1974’de bir toplantıda Korutürk döndü, ‘Sizin niye bir adınız yok?’ diye sordu ve bu ismi teklif etti. Diğerleri de kabul etti. 1980’de babamın vefatı sonrasında ben de gruba alındım. O tarihten bu yana da gruptayım.”
“Grubun üyeleri artıp evlere sığmaz olunca, Moda Deniz Klübü’nde 15 günde bir toplanalım dendi. Toplanıyoruz ama, dediğim gibi herkes yaşlı, hasta olduğu için tam kadro olunamıyor. En son geçen hafta toplandık, tamamen Gazze’yi konuştuk. Bu hafta yine toplanıyoruz. Grubumuzdaki asker kökenli arkadaşlarımızın isimleri büyük olduğu için özellikle dikkat çektiğimizi düşünüyorum. İsmail Hakkı Karadayı, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Bülent Ulusu, Atilla Ateş, Aytaç Yalman, Necdet Timur, İrfan Tınaz asker kökenli üyelerimiz. 28 Şubat’ta olan isimlerin çoğu. Bu nedenle bir intikam duygusu da var mı diye düşünüyorum. Adeta bizim üzerimizden asker yıpratılmaya çalışılıyor.”
“Oysa sadece asker üyeler yok ki. Siyasetçi olarak benden başka Necmettin Karaduman, Cahit Aral, İlhan Evliyaoğlu, bilim dünyası kökenli, sizin (Radikal) yazarınız Mustafa Aysan var mesela. Bilir misiniz, ben ya da diğer siyasiler, Meclis’te iken toplantılara katılmayız, parti kimliğimiz diğerlerini rahatsız etmesin diye. Emekli diplomat olarak Özdem Sanberk, Oktay İşcan, Sönmez Köksal, İlter Türkmen, Temel İskit var. Bizi belli bir bakış kalıbına yakıştırmak isteyenler bu çeşitliliği görmeli; Temel bey Taraf gazetesinin yazı kadrosunda mesela.”
“Bizi bu kadar hedefe koymalarının bir nedeni de Kıbrıs olabilir mi diye de düşünüyorum. Çünkü katılanların çoğu Kıbrıs konusunda çalışmış ve hükümetin Kırbıs politikasını eleştiren isimler. Daha çok sanırım, bu grubun cumhuriyetin laik, demokratik üniter yapısını savunan bir grup olması dikkat çekiyor. Ama dediğim gibi, her oturup dost sohbeti yapanı komplo kuruyor diye hedefe koyarsanız, bu yanlış olur. Çetelerin, suç işleyenlerin yanına oturup kendi arasında konuşan insanları nasıl koyarsınız?”
Sökmenoğlu dolu, söyledikleri önemli. Konu üzerinde biraz daha durmayı hak ediyor.

Murat Yetkin
20.01.2009

KAMUOYUNU SAĞDUYUYA ÇAĞRI...

Son üç haftadır televizyonlardan ve diğer basın yayın organlarından Gazze’de devam eden İsrail savaş makinesinin meydana getirdiği insanlık dramını izliyor ve izlemeye de devam ediyoruz. Açıktır ki Filistin’deki acıyı sadece Müslümanlar hissetmiyor. İşte dünyanın dört bir yanında yapılan gösteriler, toplanan onbinler. Filistin’de, Gazze’de yaşananlara tepki göstermek bir insanlık borcudur. Ne var ki Gazze’de yaşananlar karşısındaki hissiyatımızı makul ölçülerde ve diğerinin temel hak ve hürriyetlerini rencide etmeyecek, incitmeyecek şekilde vermek zorundayız. Bu amaçla, ülkemize, misafirimiz olarak ve sadece spor müsabakası için gelen İsrail takımlarına en iyi şekilde muamele etmeli, onları öfkeli sözler ve eylemlerle değil, güler yüzle ağırlamalı ve uğurlamalıyız. Aksi hem örf ve ananemize hem de medeniyet anlayışımıza yakışmayacaktır. Ne var ki geçtiğimiz haftalarda bunun tam tersi görüntüleri izlemek zorunda kaldık. Gazze’deki yaşanan insanlık dramını kendi dünya anlayışları ve insana bakış açılarıyla tedavül etmek isteyenler, provoke edenler, İsrail’e karşı yapılan ve Filistin halkıyla dayanışmayı öngören protestoları yanlış yönlere çekme uğraşına girmiştirler. Bunun bir eseri olarak dış basında şimdiden “Türkiye’de anti-semitizm” artıyor misali haberler çıkmaya başlamıştır. Geçtiğimiz günlerde İsrail başkonsolosluğuna yakın bir noktada patlayan ses bombası, Türkiye’nin BARIŞ vizyonu açısından olumsuz etkisi olacaktır. Bununla birlikte dış basında yer alan kimi haberlerde İzmir’in en büyük sinagoglarından birinin kapısına asılan “Sizi Öldüreceğiz” yazısı nedeniyle, tüm sinagogların kapatıldığı, İstanbul Üniversitesine yakın bir yerdeki dükkana “Bu dükkanın sahibi Yahudi’dir, buradan alışveriş yapmayın” diye bir yazı asıldığı tarzında haberler yer almaya başlamıştır. Başbakanımızın Türk milletinin hissiyatını ifade eden konuşmalarını farklı yönlere çekmek isteyenlerin ekmeğine yağ sürecek faaliyet ve söylemler Filistin halkına destekten ziyade zarar verecektir.

ALLAH ADALETSİZLİĞİ MEN EDER
ÖFKE’Yİ ADALETSİZLİĞE DÖNÜŞTÜRMEYİ MEN EDER
BİR TOPLULUĞUN UĞRADIĞI HAKSIZLIK ÇOCUKLARIN YOK EDİLİŞİNDEKİ ACI
BİZİ ADALETSİZLİĞE İTMEMELİDİR.
Oturup düşünelim neden neden?..
Dünya bu haksızlıkla başbaşa...
Yoksa birileri Türkiye’nin itibarını ve enerjisini zayi etmesini mi istiyor?
Biz Filistin poşusuyla değil TÜRK BAYRAĞI ile HAKSIZLIĞA KARŞI DURMALIYIZ
çünkü hem İsrail de hem Filistin de bu BAYRAĞA KOŞUYOR ve yükselişini bekliyor.
VAN’da TÜRK BAYRAKLI GRUBA yapılan bu toprakların eseri değildir.
Birileri AK Parti iktidarını ve ülkemizi hiç haketmediği bir şekilde yaftalamayı ve yaşanmaz ülke olarak takdim etmeye mi çabalıyor “ANTİSEMİTİZM’İN YÜKSELDİĞİ ÜLKE OLARAK.”
Bu, TÜRKİYE’nin ÖZGÜRLÜK ve ADALET MÜCADELESİNE ZARAR VERİR.

Gazze’de yaşanan insanlık dramına en önemli tepki Türkiye’den geliyor. Türkiye’den yükselen tepki, Ortadoğu rejimlerinin sessizliği nedeniyle daha da gür duyuluyor. Söz konusu Ortadoğu ülkelerinde kamuoylarının her ne kadar Filistin halkıyla tek yürek olduğunu bilsek de, mevcut iktidarların kamuoyuyla aynı dalga boyunda olmaması, sosyal ve siyasal hak ile özgürlüklerin söz konusu ülkelerde baskı altında ve/veya gelişmemiş olmasından dolayı, Türkiye’nin ayrıcalığı farkediliyor, sesi daha bir yüksek çıkıyor. Son üç haftadır Türkiye’de son yılların en büyük Filistin mitingleri düzenleniyor, İsrail kınanıyor, Filistin’e destek mesajları gönderiliyor. Ancak bu telinler yapılırken, kimi zaman bu toprakların medeniyet algısıyla bağdaşmayan bir söylemin ve dilin kullanıldığını görmek bizleri endişelendiriyor. Unutmayalım ki bu toprakların mayasında “ırkçılığa” yer yoktur. Hangi din, dil ve kültüre yönelirse yönelsin bu topraklarda “ırkçılık” kabul edilemez. Çünkü “ırkçılık” virüsünü bir kez bu toprakların bünyesine sokarsanız, sonucun ne olacağını kestiremezsiniz. O nedenledir ki, mevcut mitinglerde, gösterilerde, yayınlarda İsrail’in devlet aygıtı ile Yahudi/Musevi inancına sahip insanlar arasındaki ayrım mutlaka yapılmalıdır. Unutmayalım ki bu topraklar üzerinde yaşayan her dil, din ve ırktan insanın can, mal ve ırz güvenliği bizlere emanettir. Eğer bu emanete ihanet edersek Gazze’deki insanlık dramını meydana getirenlerle düşünce olarak aynı pozisyona düşmüş oluruz. Bir röportajında İsrail’in Ankara Büyükelçisi Gabby Levy, İsrail’deki meslektaşları ile çocukluk anılarını paylaşırken, en güzel anılara kendisinin sahip olduğunu farkettiğini ifade ediyor. Diğer meslektaşları çocukluklarında sıkıntılı günler geçirirken daha önce ikamet ettikleri ülkelerde, Levy çocukluğunu geçirdiği Türkiye’yi tatlı anılar ile yad ediyor. Bizlere düşen Levy’nin çocukluğundaki Türkiye ruhunu diriltmektir. Ana göğsü gibi insanlığın huzur ve barış bulduğu coğrafya olmalıdır. Rahmet medeniyetinin gereği de budur.

İşte, İstanbul bu Adalet medeniyetinin, Hilal coğrafyasının en damıtılmış halidir. Rahmet medeniyetinin Fatih’in eliyle eti kemiğe bürünmüş halidir. Bu şehirde sadece bir mahallede altmış sinagog yan yana durabilir, dünyanın en eski Ortodoks kilisesi bu iklimde hala dimdik ayakta kalabilir. Bu iklimde kilise, cami, sinagog birlikte yaşayabilir. O nedenledir ki: evet, zulme karşı durmaya; hayır, ırkçılığa diyoruz. Bizim için Musevisi de, Süryanisi de, Ermenisi de, Alevisi de, inanmayanı da ADALET’le tanış olmalıdır. Eğer bu ince çizgiyi farketmeden geçersek, bu toprakları bölerek, insanlar arasında ayrılıklar oluşturarak mevcut iktidarlarını devam ettirmek isteyenlere fırsat vermiş oluruz. Kimsenin Türkiye’nin bölgede yükselen rolüne ırkçılık yaparak gölge düşürmeye hakkı yoktur, olamaz. Türkiye’nin etkin olduğu bir coğrafyada ne Tel-Aviv’de ne de Gazze’de bombalar patlayacaktır. Türk insanı sergileyeceği medeni duruşu, kullanacağı dil ve söylem ile söz konusu gerçeğin ispatı ve uygulayıcısı olmalıdır. Bunun için de hepimizin daha sağduyulu olmaya ihtiyacı var. Bizim ülkemiz ve insanımız, her insanın hatırasına ve geleceğine huzur tadı bırakmalıdır. Zulme hayır diyeceğiz ama zulüm üstünden zulme de karşı duracağız. Adaletin terazisi bir kez şaştı mı onu geri döndürmek zordur. İşte, Filistin, Bosna, Çeçenistan, Kerkük, Osmanlı Adalet terazisinin çekildiği bölgeler ve durumu... Bizim her koşulda adaleti elimizde bırakmamamız gerekiyor. Evet, görsel ve yazılı basındaki görüntüler canımızı yakıyor, zihnimizi yoruyor ama bunları telefi etmenin ya da çaresizliğin yolu başkalarını mağdur etmek değildir. İsrail’de bilmelidir ki bu coğrafyada İsrail’in meşruiyet garantisi yine Türkiye’dir. Ancak İsrail de insanlık vicdanını sızlatan “meşru savunma” adı altındaki saldırılarına bir son vermelidir. İsrail, bu dünyada tüm insanlık ailesi ile birlikte yaşadığının farkına varmalıdır. İsrail bilmelidir ki bir devletin meşruiyeti sadece silah gücünden veya ekonomik gücünden değil, hak, adalet ve insanlığın ortak vicdanı nazarındaki yerinden geçmektedir. İşte biz ortak vicdanlara seslenmekteyiz. Türkiye’de 6-7 Eylüllere, Varlık vergilerine, Trakya olaylarına, anti-semitik söylemlere yeniden yol açmayacak bir aklı ve ortak buluşma noktalarını üretecek olanlar bizler olmalıyız. Camiyi, kiliseyi, havrayı kucaklayacak olanlar yine bizler olmalıyız.

Türkiye’miz kritik bir dönemden geçiyor. Bu dönemi geçmişin alışkanlıklarını tekrarlayarak değil yeni bir siyasal ve sosyal akıl oluşturarak, zamanın ruhunu kavrayarak geçirmeliyiz. Ülkemizde dil, din ve ırk ayrımcılığı oluşturmak isteyenlere, Türkiye’nin bölgede söz sahibi olmasını istemeyenlere verilecek en iyi cevap da budur.


Metin Külünk14.01.2009